Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 2017’den bu yana cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın ikinci başvurusuna ilişkin nihai kararını açıkladı. Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) altı maddesini ihlal ettiğine hükmederek, Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması ve uğradığı manevi zarar nedeniyle tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi.
AİHM Büyük Dairesi, Kavala’nın özgürlük ve güvenlik, adil yargılanma, ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğü dahil temel haklarının ihlal edildiğini belirledi. Mahkeme ayrıca Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı bakımından da değerlendirdi.
AİHS’NİN ALTI MADDESİNDE İHLAL KARARI
AİHM Büyük Dairesi, Kavala’nın ikinci başvurusunda AİHS’nin 3, 5, 6, 7, 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiğine hükmetti. Mahkeme ayrıca başvurunun kabul edilebilirliği bakımından 35. maddeyi, kararın uygulanması açısından ise 46. maddeyi değerlendirdi.
Kararda, Kavala’nın Anayasa Mahkemesi önündeki başvurusunun aşırı uzaması nedeniyle bu yolun dosya bakımından etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığı ve Kavala’nın AİHM’ye başvurmadan önce sürecin tamamlanmasını beklemesinin gerekmediği belirtildi.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET CEZASI 3. MADDE KAPSAMINDA İNCELENDİ
Mahkeme, AİHS’nin 3. maddesinde düzenlenen işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı bakımından, Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının anlamlı bir tahliye veya yeniden değerlendirme imkânı sunmamasını ele aldı.
AİHM, cezanın bu yönüyle Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağdaşmadığı sonucuna vardı ve ömür boyu hapis cezalarının yeniden incelenmesini öngören Vinter ilkelerine atıfta bulundu.
ÖZGÜRLÜKTEN YOKSUN BIRAKILMASINDA YETERLİ TEMEL BULUNMADI
AİHM, 5. madde kapsamında özgürlük ve güvenlik hakkının da ihlal edildiğine karar verdi. Kavala’nın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yeterli hukuki ve olgusal temele dayanmadığını değerlendiren Mahkeme, tutukluluğun devam ettirilmesinde yetkililerin kötü niyetle hareket ettiği sonucuna ulaştı.
Mahkeme, mahkûmiyet sonrasında devam eden özgürlükten yoksun bırakmanın da hukuki açıdan sorunlu olduğunu belirtti.
“YARGILAMA AÇIK BİR ADALETSİZLİK DÜZEYİNE ULAŞTI”
AİHM, 6. madde kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine de hükmetti.
Mahkeme, Kavala’nın eylemleri ile kendisine yöneltilen suçlamalar arasında yeterli bir nedensellik bağı kurulmadığını, savunmanın önemli tanıkların dinlenmesine yönelik taleplerinin yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğini ve bazı durumlarda suçsuzluğunu ortaya koyma yükünün sanığa kaydırıldığını değerlendirdi.
Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde yargılamanın “açık bir adaletsizlik” düzeyine ulaştığı sonucuna varıldı.
KANUNİLİK İLKESİNİN DE İHLAL EDİLDİĞİNE HÜKMEDİLDİ
AİHM, Sözleşme’nin 7. maddesinde güvence altına alınan kanunilik ilkesinin de ihlal edildiğine hükmetti.
Kararda, Kavala’nın hangi davranışlarının ceza sorumluluğu doğurabileceğini makul ölçüde öngörebilmesini sağlayacak hukuki çerçevenin bulunmadığı ve mahkûmiyetin dayandığı yorumun ceza hukukunda öngörülebilirlik şartını karşılamadığı belirtildi.
İFADE, TOPLANTI VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ İHLALİ
Mahkeme ayrıca AİHS’nin 10. maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğü ile 11. maddesi kapsamındaki toplantı ve örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.
Kavala’nın sivil toplum faaliyetlerinin ve Gezi Parkı olayları bağlamındaki meşru faaliyetlerinin ceza yargılamasında suç unsuru gibi değerlendirilmesinin ve şiddet eylemlerine doğrudan katıldığı veya bu eylemleri kışkırttığı ortaya konulmadan ağır bir cezaya maruz bırakılmasının yalnızca Kavala üzerinde değil, insan hakları savunucuları ve sivil toplum üzerinde de caydırıcı etki yaratabileceği belirtildi.
AİHM ÖNCEKİ “SUSTURMA VE CEZALANDIRMA” TESPİTİNİ YİNELEDİ
Kararda, Kavala hakkındaki soruşturma ve yargılamaların AİHS’nin 18. maddesinde düzenlenen, hak ve özgürlüklerin Sözleşme’de öngörülmeyen amaçlarla sınırlandırılması yasağı bakımından önceki AİHM tespitleriyle bağlantısı da vurgulandı.
Mahkeme, sürecin Kavala’yı insan hakları savunucusu olarak yürüttüğü faaliyetler nedeniyle susturma ve cezalandırma amacı taşıdığı yönündeki önceki sonucunu yineledi.
AİHM: EN UYGUN YOL KAVALA’NIN SERBEST BIRAKILMASI
AİHM, 46. madde kapsamında Türkiye’nin ihlallerin sonuçlarını ortadan kaldırmak için gerekli bireysel tedbirleri alması gerektiğini belirtti.
Mahkemeye göre, Kavala’nın hukuka aykırı biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmasının ve bu süreçte verilen mahkûmiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının en uygun yolu, Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması.
Kararın uygulanmasının denetimi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yapılacak.
AİHM ayrıca Türkiye açısından genel tedbirlerin gerekliliğine işaret ederek, insan hakları savunucuları, gazeteciler ve muhaliflerin geniş ve öngörülebilir olmayan suç tanımları üzerinden cezalandırılmasının önlenmesi, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları için etkili bir yeniden değerlendirme mekanizması oluşturulması gerektiğini kaydetti.
KAVALA 2017’DEN BERİ CEZAEVİNDE
Osman Kavala, 18 Ekim 2017’de İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı. Gezi Parkı eylemleriyle ilgili soruşturma kapsamında 14 gün gözaltında tutulduktan sonra 1 Kasım 2017’de tutuklandı.
Kavala hakkında başlangıçta “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamaları yöneltildi. Avukatları 7 Haziran 2018’de AİHM’ye başvurdu.
AİHM 2019’DA DA “DERHAL SERBEST BIRAKILMALI” DEMİŞTİ
AİHM, 10 Aralık 2019’da verdiği ilk kararında Kavala’nın tutukluluğunun AİHS’nin 5. maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğine hükmetti.
Mahkeme ayrıca tutukluluğun Kavala’yı ve diğer insan hakları savunucularını susturmak ve caydırmak gibi Sözleşme’de öngörülmeyen bir amaç taşıdığı sonucuna vardı ve 5. maddeyle bağlantılı olarak 18. maddenin de ihlal edildiğine karar verdi.
AİHM, Türkiye’nin Kavala’nın tutukluluğuna son vermesi ve “derhal serbest bırakılmasını” sağlaması gerektiğini belirtti. Karar Mayıs 2020’de kesinleşti ancak Kavala serbest bırakılmadı.
KARARIN UYGULANMAMASI İHLAL PROSEDÜRÜNE TAŞINDI
Kavala’nın tahliye edilmemesi üzerine dosya, AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündemine geldi.
Bakanlar Komitesi, 2 Şubat 2022’de Türkiye’nin 2019 tarihli Kavala kararını uygulayıp uygulamadığının AİHM tarafından belirlenmesi amacıyla AİHS’nin 46/4. maddesi kapsamındaki ihlal prosedürünü başlattı.
AİHM Büyük Dairesi, 11 Temmuz 2022’de Türkiye’nin 2019 tarihli karara uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetti.
Mahkeme, Kavala’nın yeniden tutuklanmasına dayanak yapılan casusluk suçlamasının ilk AİHM kararında incelenen olaylarla benzer, hatta yer yer aynı olgulara dayandığını değerlendirdi.
GEZİ DAVASINDA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET CEZASI VERİLDİ
Gezi davasında İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Şubat 2020’de verdiği beraat kararı, Ocak 2021’de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozuldu.
Yeniden görülen davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2022’de Kavala’yı casusluk suçlamasından beraat ettirdi ancak Gezi Parkı eylemleriyle bağlantılı olarak “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etti.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı hukuka uygun bulmasının ardından dosya Yargıtay’a taşındı.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül 2023’te Kavala hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı. Böylece mahkûmiyet kesinleşti.
Kavala’nın avukatları bunun ardından 18 Ocak 2024’te AİHM’ye ikinci kez başvurdu. Başvuru, AİHM’de 2170/24 numarasıyla kayda geçti.
DOSYA 2025’TE BÜYÜK DAİRE’YE GÖNDERİLDİ
Kavala’nın ikinci başvurusu başlangıçta AİHM’nin yedi yargıçlı bir dairesinde ele alındı. Dosya, AİHM’nin 16 Aralık 2025 tarihli kararıyla 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire’ye gönderildi.
Büyük Daire’deki duruşma 25 Mart 2026’da yapıldı. Duruşmaya AİHM Başkanı Mattias Guyomar başkanlık ederken, heyette Türkiye’den seçilen AİHM yargıcı Saadet Yüksel de yer aldı.
Kavala’yı Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı’nın liderliğindeki hukuk heyeti temsil etti. Türkiye ise Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır’ın da bulunduğu heyet tarafından temsil edildi.
KARAR TÜRKİYE AÇISINDAN BAĞLAYICI
AİHM’nin kararı, Türkiye’deki ceza mahkemesi kararını aynı anda ve otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. AİHM, ulusal mahkemeler gibi bir ceza yargılamasını doğrudan yeniden yapmıyor.
Ancak AİHM kararları, AİHS’nin 46. maddesi gereğince taraf devletler açısından bağlayıcı nitelik taşıyor. Kararın gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin denetimi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından gerçekleştirilecek.
Son kararın ardından gözler, AİHM’nin ihlal tespitlerinin Türkiye tarafından nasıl uygulanacağına ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin atacağı adımlara çevrildi.













