Ülkede ardı ardına yaşanan kadın ölümleri, kayıplar ve şiddet vakaları toplumda derin yaralar açarken, kamuoyunun büyük bölümünün gündeminin Fatma Ünal davasına odaklanmış olması eleştirilere neden oluyor. Son haftalarda bir genç kız sahilde ölü bulundu, bir anne av tüfeği ile hayattan koparıldı, genç bir kadın tepenin başından denize sürüklendi ve bir başka kadın evinde yaşamını yitirdi. Buna rağmen toplumda beklenen tepkinin yükselmediği dikkat çekiyor.
Kadına yönelik artan şiddet vakaları karşısında sessiz kalan toplumun, sahte belge suçlamasıyla Güzelurt Kaza Mahkemesi’ne çıkarılan Fatma Ünal’a gösterdiği yoğun ilgi, sosyal medya ve kamuoyunda tartışma yarattı. Bazı kesimler, “ülke yanarken, gündemimizin bu olması utançtır” yorumları yaparak tepkilerini ortaya koydu.
Hukuki sürecin devam ettiği Fatma Ünal davasında, duruşmanın 12 Aralık Cuma günü yapılacağı açıklanırken, sanığın etrafında organize destek gruplarının oluşturulması da eleştirildi. “Kadına şiddet dosyalarında ortadan kaybolan duyarlılık, bir sahte belge davasında aniden ortaya çıktı” yorumları yapılmaya başlandı.
Son dönemde yaşanan kadın cinayetlerinin toplumda yeterli yankıyı bulmaması, sosyal çöküşün bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, “Kadınların hayatlarını kaybettiği olaylarda ses çıkarmayan bir toplum, adaleti nasıl talep edecek?” sorusunu gündeme taşıdı.
Toplumda oluşan bu çifte standardın, kadınların yaşam hakkının değersizleştirildiği algısını güçlendirdiği belirtiliyor. Kadına yönelik şiddetin sıradanlaşması, tepkilerin azalması ve farkındalığın kaybolması, sivil toplum örgütleri tarafından “tehlikeli bir toplumsal körlük” olarak nitelendiriliyor.
Bu çerçevede, 12 Aralık Cuma günü Güzelurt Kaza Mahkemesi’nde yapılacak duruşmanın sadece hukuki bir süreç değil, aynı zamanda toplumun kendi vicdanıyla yüzleşmesi için bir fırsat olduğu vurgulanıyor. “Kadınlar ölürken sessiz kalan bir toplum, sahte belge davasının peşinden koşuyorsa, sorunumuz büyüktür” ifadeleriyle topluma çağrı yapılıyor.












