Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda yaşananlar, demokrasinin en temel temsil alanının nasıl ciddiyetsizliğe teslim edildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Yargı reformu gibi hayati bir başlık, kişisel hırslar ve politik ego savaşları arasında kayboldu. Meclis çatısı altında sergilenen tablo, ne devlete ne de halka yakıştı.
Kürsü dokunulmazlığına sığınılarak yapılan provokatif konuşmalar ve sonrasında yükselen sesler, milletvekillerinin temsil sorumluluğunu tamamen unuttuğunu gösterdi. Meclis, çözüm üretilen bir yer olmaktan çıkıp, karşılıklı sataşmaların ve özenti sert tavırların sahnesine dönüştü.
Daha da vahimi, sözlü tartışmanın kısa sürede fiziki kavgaya evrilmesi oldu. Halkın vergileriyle maaş alan, yasama görevi taşıyan isimlerin birbirine girmesi, “Meclis meclis olmaktan çıktı mı?” sorusunu kaçınılmaz hale getirdi. Yayının kesilmesi ise yaşanan utancın üstünü örtme çabasından başka bir şey değildi.
Toplumun gerçek sorunlarına dair tek bir yapıcı öneri getirmeyen, ancak polemik üretmekte son derece mahir olan vekiller, eleştirdikleri her davranışı bizzat kendileri sergiledi. Bu tablo, siyasetin halktan ne kadar koptuğunun açık göstergesidir.
Bu noktada dokunulmazlık meselesi yeniden ve ciddi biçimde tartışılmalıdır. Kürsü dokunulmazlığı hariç olmak üzere, tüm vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması artık bir temenni değil, zorunluluktur. Meclis çatısı altında sorumsuzluk serbest olmamalıdır.
Halk, kavga eden değil çalışan; bağıran değil üreten; ego yarıştıran değil çözüm bulan vekiller görmek istiyor. Aksi halde Cumhuriyet Meclisi, ciddiyetini ve itibarını her geçen gün biraz daha kaybetmeye devam edecek. Bu kayıp ise yalnızca siyasetin değil, toplumun tamamının kaybı olacaktır.










