Hür İşçi Sendikaları Federasyonu (Hür-İş) Başkanı Ahmet Serdaroğlu’nun Lefkoşa’daki Belça Market’te yaptığı sembolik alışveriş, ülkede asgari ücretle yaşamanın artık bir “hayatta kalma mücadelesine” dönüştüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Yönetim kurulu üyeleriyle birlikte markete giren Serdaroğlu, kasadan çıkıldığında elinde poşet değil, devletin ayıbını taşıyan bir fatura olduğunu söyledi.
Serdaroğlu’nun açıkladığı rakamlar hükümetin pembe tablolarını yerle bir etti. Dört kişilik bir aile için açlık sınırı 44 bin 19 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 95 bin TL’ye dayanmış durumda. Buna karşın mevcut asgari ücret 44 bin 546 TL; yani bir ailenin sadece aç kalmamak için ihtiyaç duyduğu rakamın bile kıyısında. “Önemli olan euro karşılığı değil, sepete ne koyabildiğimizdir” sözleri, hükümetin masa başında ürettiği rakamların halkın sofrasına uğramadığını kanıtladı.
Hükümetin “asgari ücretle geçinilir” masalı, en iyimser hesapla bile çöküyor. Kira 20 bin TL’den başlıyor, elektrik 3 bin 500, su 1 bin 500, giyim ve ayakkabı 8 bin, ulaşım 8 bin, ilaç ve sağlık 5 bin TL. Yani sadece bu altı kalem 51 bin TL’ye ulaşıyor. Daha mutfak alışverişi yok, çocuğun defteri kalemi yok, bir fincan kahve bile yok. Bu tabloya rağmen hükümet hâlâ “idare edin” demeye devam ediyor.
Belça Market’te yapılan alışverişte et ve pirzolaya yaklaşmak dahi mümkün olmazken, sepete atılanlar sadece 2–3 günlük ihtiyacı karşılayabildi. Toplam 8 bin 428 TL’lik bu alışverişten sonra Serdaroğlu’nun “Marketten borçlu çıktık” sözü, asgari ücretlinin artık maaşını değil, borcunu konuştuğu bir düzene mahkûm edildiğini gösterdi.
2026 Ocak ayında belirlenecek asgari ücret için “Bir ayı değil, tüm yılı karşılayacak düzeyde olmalı” çağrısı yapılırken, hükümetin bu sese kulak tıkaması sosyal bir krizi derinleştiriyor. İnsanların markette hesap yaparken titrediği, çocukların ihtiyaç listesinin yarısının silindiği bir ülkede ekonomik istikrar masalı anlatmak artık alaycılıktan başka bir şey değildir.
Bu ülkede açlık sınırı asgari ücretle yarışıyorsa, ortada bir ücret politikası değil, bilinçli bir yoksullaştırma vardır. Hükümetin görevi vatandaşı “sabredin” diyerek oyalamak değil, insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyini sağlamak ve bu utanç tablosunu tarihe gömmektir. Aksi halde her alışveriş sepeti, iktidarın halktan ne kadar koptuğunun bir başka kanıtı olmaya devam edecektir.











